İlk
rüyam, (yada hatırlayabildiğim ilk rüyam) renkli parlak noktacıklarla dolu,
içinde hiçbir şey bulunmayan, sonsuz bir beyazlığın içinde dolaşmamdı. Onlar
benim, ben onların içinden geçiyorduk.
Bu
öyle bir şeydi ki beni çok güldürüyordu.
Bu
rüyayı içinde beni korkutan canavarlar, insanlar ve kötü şeyler olan düşler
izledi. Aralarındaki farkı kavradığımda sanırım üç veya daha küçük bir
yaştaydım. O güzel rüya, dünyamın yapısını değiştirdi. Beni mutlu eden o
görüntüyü uyanıkken de sürdürmeye çalıştım. Yatağımın yanındaki pencereden
gelen ışığa yüzümü dönüp, gözlerimi sürekli ovaladığımda, onları
görebiliyordum.
Oradaydılar.
Beyazlığın içinde hareket eden parlak, renkli noktacıklar. ”Kes şunu” derdi bir
ses.
Mutlu
bir şekilde devam ederdim. (Tokat gelirdi.)
Havanın
ışık tanecikleri ile dolu olduğunu keşfettim. Eğer gözlerimi boşluğa dikip
bakacak olursam onları görebiliyordum. İnsanlar etrafımda dolaştıklarında bu
sihirli aynanın görüntüsünü bozuyorlardı. Onlardan kurtulmalıydım. Bütün
dikkatim ve çabam, ışık taneciklerinin içinde kaybolma isteğimin
gerçekleşmesine yönelikti. Müdahaleyi reddediyordum, yüzümde sabit bir ifade
ile ışık taneciklerini seyrediyor ve onların içine karışmaya çalışıyordum. (Ve
yine tokat gelirdi) Dünyayı öğrenmeye başlamıştım.
Yavaş
yavaş istediğim her şeyin içinde kaybolmayı öğrendim. Duvar kağıdının yol yol
desenlerinin, halının üzerindeki şekillerin, hatta çeneme tap tap vurduğumda
çıkan tekdüze seste bile kendimi yitirebiliyordum. İnsanlar sorun olmaktan
çıkmıştı. Sözleri karmakarışık bir homurtudan, konuşmaları ise bir sesler
dizisinden ibaretti. Yok olabildiğim sürece bakışlarımla onları delip
geçebiliyordum ve nihayet onların da içinde kaybolabildiğimi farkettim.
Kelimeler
sorun değildi ama, insanların onlara tepki vermemi beklemeleri büyük problemdi.
Bu iş ne söylendiğini anlamamı gerektiriyordu ve ben anlamak gibi iki boyutlu
bir işlev tarafından çekilip çıkarılmayı istemeyecek kadar yok olmaktan
memnundum.
”Ne
yaptığını sanıyorsun sen?”
Rahatsız
edilmekten kurtulmak için cevap vermem gerektiğini bildiğimden, bana söyleneni
tekrarlayarak cevap verirdim: ”Ne yaptığını sanıyorsun sen?”
”Her
söylediğimi tekrarlama” derdi bir ses.
”Her
söylediğimi tekrarlama” derdim. (Tokat.)
Benden
ne istendiğini bilmiyordum ki…
Yaşamımın
ilk üç veya üç buçuk yılında konuşma dilim bundan ibaretti. ”DÜNYA” diye
tanımladığım harici boşluktan gelen sesleri; tonlamaları ve vurgulamaları ile
aynen tekrarlamak. DÜNYA katı, hissiz, rahatsız edici, incitici, merhametsiz
bir yere benziyordu. Ona; bağırarak, çığlık atarak, ağlayarak, reddederek ve
kaçarak tepki vermeyi kısa zamanda öğrendim.
*Donna Williams NOBODY
NOWHERE’den
Donna Williams bir otistik. Uzun mücadelelerden ve yıllardan sonra, kendini, dünyasını tanımayı başarmış. Şu anda bir üniversitede öğretim görevlisi, otistik çocuklarla çalışıyor.
Donna Williams bir otistik. Uzun mücadelelerden ve yıllardan sonra, kendini, dünyasını tanımayı başarmış. Şu anda bir üniversitede öğretim görevlisi, otistik çocuklarla çalışıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder