26 Aralık 2014 Cuma

OTİZM'E İLİŞKİN SORULAR




1. Otizm nedir?
Sosyal etkileşim, karşısındakini anlama ve kendini ifade etme ihtiyacı yaşamın erken dönemlerinden itibaren ilişkilerimizi şekillendirir.Otizm bu ihtiyacı karşılamak için gerekli sözel ve sözel olmayan becerilerin gelişiminde gecikme ya da sapma ile karakterizedir. Bu duruma sıklıkla kısıtlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı hareketler eşlik eder. Belirtiler tipik olarak yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkar.

2. Otizmin toplumda görülme sıklığı nedir?
Otizmin görülme sıklığı son çalışmalarda % 0,2 -0,5 olarak bildirilmektedir. Klasik otizm tanısı almamakla birlikte otistik bozukluk belirtilerinden bazılarını taşıyan bireyler de otistik yelpaze içinde değerlendirildiğinde sıklık % 4’e yükselmektedir. Otistik bozukluk sıklığı cinsiyetler arasında da farklı dağılım gösterir. Erkek çocuklarda bu soruna kız çocuklarına göre 4-5 kat daha sık rastlanmaktadır.

3. Çocuğunuz neden farklı davranıyor? Otistik olabilir mi?Her “tuhaf” olan otistik midir?

Her çocuğun sosyal etkileşim ve iletişim becerileri aynı hızda ve aynı düzeyde gelişmeyebilir. Bu süreçte çocuğun mizacı, zihinsel ve fiziksel gelişimi, çevreden gelen sosyal uyaranların yoğunluğu ve uygunluğu gibi birçok etken rol oynar. Bu etkileşim sonucunda kimi çocuklar yaşıtlarının çoğundan “farklı” ya da “tuhaf” olarak nitelenen ilişki tarzları ya da ilgi alanlarına sahip olabilirler. Elbette her “farklı” ya da “tuhaf” olan otistik değildir. Ancak çalışmalar ebeveynlerin, özellikle de annelerin “yolunda gitmeyen birşeyler var” hissinin % 80 olasılıkla doğru olduğunu göstermekte. Anne-babalar çocuklarındaki farklılığın onun zihinsel ya da bedensel gelişimini olumsuz etkilediğini, sosyal veya akademik alanlarda zorlanmasına neden olduğunu düşünüyorlarsa bir uzman görüşü almaları yerinde olur.

Gelişim basamaklarına dikkat…
İnsan yavrusu iletişim kurma ve sosyalleşme becerisi ve ihtiyacı ile doğar. Yaşamın daha ilk günlerinde bebek ile dış dünya arasında başlayan ilişki sürekli gelişir ve çeşitlenir. Sağlıklı gelişmekte olan 3 aylık bir bebek insan yüzüne ve sesine ilgi gösterir. 6 aylık bebek keyiflendiğini ya da rahatsız olduğunu yüzü ve bedeni ile ifade edebilir. 8-9. aylarda baş-baş yapabilir, el çırpabilir, heceleri tekrar ederek sesler çıkarabilir. 1 yaşında anne-baba diyebilir, işaret parmağı ile bir cisimi gösterebilir, işaret edilen yere bakabilir. 2 yaşındaki bebek 2 kelimeli basit cümleler kurabilir, taklide dayalı oyunlar oynayabilir. Otistik bozuklukta bu gelişim basamaklarında aksama gözlenir. Bebek bu becerilerilerden bazılarını hiç geliştirememiş olabileceği gibi kimi durumlarda kazanılan becerilerde gerileme, kayıp gerçekleşebilir. Bebeğiniz 6 aylık olduğu halde sizi tanımıyor, gülümsemiyorsa; 1 yaşını geçtiği halde işaret ile göstermiyor, ce-e, fışfış kayıkçı gibi oyunları oynamıyor, anlamlı 1-2 kelime söylemiyor, adı ile seslenildiğinde bakmıyor, göz teması kurmuyorsa; 2 yaşını geçtiği halde oyuncaklarla amaca uygun şekilde (oyuncak bebeğe yemek yedirir gibi, uçağı uçurur gibi), taklide ve kurmacaya dayalı oyun oynamıyor, çevresinde olup bitenle ilgisiz görünüyor, bir ilişki ihtiyacı göstermiyorsa gelişim basamaklarında bir sorun yaşandığını düşünmek gerekir. Otistik bozukluğu olan çocuklarda bu gelişimsel aksamaya ek olarak anlamsız el çıpma, sallanma, dönme gibi tekrarlayıcı hareketler de gözlenebilir. Sık rastlanan belirtiler arasında gündelik rutinlerine katı biçimde bağlı olma, değişikliğe aşırı tepki gösterme, dokunma, ses, acı gibi duyusal uyaranlara çok az ya da çok fazla yanıt verme sayılabilir. Bu belirtilerden herhangi birinin çocuklarında bulunduğunu düşünen anne-babaların zaman geçirmeden bir uzmana başvurması önemli. Böylece gelişimdeki sorun ve derecesi belirlenebilir, durumun otistik bozukluğa işaret edip etmediğinin saptanabilir ve uygun tedavi seçenekleri oluşturulabilir.

4. Çocuk iletişim kurmakta zorlanıyorsa ya da bu gelişim süreci hiç başlamamışsa, akla gelecek diğer olasılıklar nedir?
Doğumsal sağırlık ya da işitme azlığı, dili algılama ve sözel anlatım bozukluğu olarak tanımlanan konuşma bozukluğu, ağır ve tekrarlayıcı epileptik nöbetler, zeka geriliği gibi bazı gelişimsel, psikiyatrik ya da nörolojik durumlar dikkate alınması gereken olasılıklardan. Ayrıca çocuğun yeterli ve uygun sosyal uyaranlar içeren bir ortamda bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi gerekir.

5. Otistik yelpaze ne kadar genişletilebilir?
Otistik bozukluk belirtilerinin sayısı ve şiddeti bireyler arasında farklılık gösterebildiği gibi, bu belirtiler zaman içinde de değişebilmekte. Zihinsel kapasite, uyum becerileri, ek tıbbi-psikiyatrik sorunların bulunup bulunmaması gibi etkenler de eklendiğinde otizmin görünümü daha da çeşitleniyor. Birkaç alanda ancak ciddi düzeyde sorun yaşayan bireyler de, birçok alanda ancak hafif düzeyde sorun yaşayanlar da otistik bozukluk yelpazesinde (daha doğru bir deyişle yaygın gelişimsel bozukluk yelpazesinde) yer alabilirler. Yelpazenin ne kadar genişletilebileceğinden çok, bu genişlemenin sorunu yaşayanlar açısından önemi dikkate alınmalı. Her türlü sosyal, iletişimsel ve davranışsal sıradışılığı, farklılığı bu yelpaze içinde değerlendirmek uygun olmayabilir. Öte yandan otistik bozukluk tanımının en dar haliyle ele alınması da bu tanımın dışında kalan ancak ciddi düzeyde sıkıntı yaşamakta olan çocukların hayatlarını kolaylaştıracak ve gelişimlerini destekleyecek müdahale olanaklarından yararlanamaması sonucunu doğurabilir. Biz hekimler otizm tanısında dünyaca kabul gören kriterleri temel almaya ve aynı zamanda da bu kriterlerin yeterliliğini bilimsel çalışmaların ışığı altında gözden geçirmeye devam etmekteyiz.

6. Otistik çocukların, normal çocuklarla birlikte eğitim almaları (kaynaştırma eğitimi) önemli midir?
Bu sorunun çocukların hayatları üzerindeki yükünü hafifletmenin yollardan biri elbetteki onları sosyal hayatın olabildiğince içinde tutmak ve hakları olan eğitimi almalarını sağlamak. Bu açıdan kaynaştırma eğitiminin önemi büyük. Ancak otistik bozukluk tanısı almış bir çocuğun ilköğretimde ne tür bir programa dahil edileceği tıbbi olmaktan çok eğitsel bir karar. Bu karar verilirken her bir çocuğun sorunun derecesi, zihinsel kapasitesi, güçlü ve zayıf yanları dikkate alınarak değerlendirilmesi ona en uygun seçeneğin oluşturulmasını kolaylaştırır. Bu süreçte okul, anne-baba ve çocuk psikiyatristinin işbirliği içinde olması gerekli.

7. Otizm genetik mi? Genetik değilse, çevre faktörleri ve beslenme alışkanlıkları ne kadar etkiliyor?

Otizmde kalıtımsal-genetik etkinin varlığını ortaya koyan çok sayıda çalışma var. Otistik çocukların kardeşlerinde otizm görülme oranı % 3- 8 arasında ki bu oran toplumdaki sıklığın oldukça üzerinde. Tek yumurta ikizlerinde ise bu oran % 60 – 90 arasında bildirilmekte. Otistik bozukluk tanısı almış çocukların ailelerinde içe kapanıklık, sosyal ilişkilerde güçlük ve dil gelişiminde sorunlar topluma kıyasla daha sık. Sorunun genetik temeline işaret eden bu bulgulara rağmen otizme neden olan mekanizma henüz tam olarak açıklığa kavuşturulmuş değil. Bazı genlerin etkisi üzerinde durulmakta ve bu alanda yoğun çalışmalar devam etmekte. Sosyal etkileşim ve iletişim işlevlerinde etkili olduğu düşünülen birden çok gen mevcut. Bunlardan herhangi birinde değil, birkaç gende birden var olan aksaklığın tabloyu oluşturduğu düşünülmekte.
Çevresel faktörlerin etkisi ise oldukça tartışmalı bir konu. Aşıların, besinlerdeki katkı maddelerinin etkisi üzerine çok söz söylenmekle birlikte böyle bir ilişkiyi gösteren bilimsel kanıt yok.

8. Tedavi ve eğitim yaklaşımları nasıl olmalıdır?

Tedavide amaçlanan çocuğun yaşına uygun iletişim becerilerini geliştirmesini sağlamaktır. Bu amaçla sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik özel eğitim programları, dil ve iletişim terapileri olabildiğince erken dönemde başlatılmalı. Ailenin çocuğun iletişim tarzını kavramasına ve geliştirmesine yardımcı olacak eğitim ve destek sağlanmalı. Duyuların düzenlenmesine ve bedensel aktivitelere dayalı terapiler, dans ve müzik çalışmaları yararlı olabilmekte. Otizmle birlikte görülen davranış ve dikkat sorunları da yükü ağırlaştıran, eğitime uyumu ve katılımı bozabilen durumlar arasında. Bu sorunlara yönelik ilaç tedavilerinin olumlu etkilerini ortaya koyan çok sayıda bilimsel çalışma mevcut. Özetle erken tanı, zamanında ve uygun müdahale ve düzenli takip tedavi sonucunu etkileyen çok önemli faktörler.

Dr. Yankı Yazgan*
Dr. Beril Taşkın**
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı; * Marmara Üni Tıp Fakültesi ve ** Maltepe Üni Tıp Fakültesi

İŞİTME ENGELLİ KİŞİLERLE İLETİŞİM KURARKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?


İŞİTME ENGELLİ BİREYLERLE İLETİŞİM KURARKEN; 

- Kişinin yanında biri olsa dahi siz kişiye yönelin ve sizin konuştuğunuzu fark etmesini sağlayın. Kişinin kendisiyle göz kontağı kurun.

- Hangi yolla kişinin iletişim kurduğunu öğrenin. (İşaret dili, yazı yada dudak okuma vb.) Kişinin size anlattıklarını, anlamakta güçlük çekiyorsanız bunu ona bildirin.

- Kullanılan kelimeleri özenle seçin ve iletişim hızınızı belirleyin.

- Anlattıklarınızı anlamadığında farklı şekilde ifade etmeye çalışın. Anlaşılır kelimeler seçin.

- Dudağınızı okuyarak iletişim kuran biri için ortamın aydınlanma durumunu kontrol edin.

- Konuşurken sakız çiğnemeyin. Elinizle ağzınızı kapamayın. Yavaş konuşun.

- Konuşurken bağırmanıza gerek yoktur.

- Oturma düzeninde kalabalık ortamlarda ön sıralarda yer almasına fırsat tanıyın.

- Davranışlarınızın onu küçümser ve bıkmış şekilde olmamasına dikkat edin. Çünkü işitme engelli bireylerin zeka problemi yoktur. Algılamakta ve öğrenmekte zorluk yaşarlar.


BİRCAN TAVAS - Bireysel Özel Eğitim Uzmanı

YENİDOĞANDAN ERGENE EPİLEPSİ


  
Epilepsi nedir?

Epilepsi, halk arasında bilinen adıyla sara, beyin elektrik aktivitesindeki geçici bozukluk sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Bu bozukluğun oluştuğu ya da yayıldığı bölgelerin işlevlerinde değişikliklerle ortaya çıkan tabloya ‘epileptik nöbet’ diyoruz. Ateş, ilaç alımı ya da kafa travması gibi kolaylaştırıcı bir neden olmadan, iki ya da daha fazla sayıda tekrarlayan nöbet varlığında epilepsi söz konusudur. 

Epilepsi için yaş sınırı var mıdır?

Hayır. Epilepsi yeni doğan bebekten ergene kadar çocukluk çağında her yaşta başlayabilir. Ancak yaşamın ilk yılları ve ergenlik, epilepsi eğiliminin en yüksek olduğu dönemlerdir.

Epilepsi sık bir hastalık mıdır?

Evet. Batı toplumlarında sıklığı her 1000 kişide 5-8 olarak bildirilmiştir. Benzer olarak, yurdumuzda 0-16 yaş arası çocuklarda sıklık her 1000 kişide 8 bulunmuştur.

Nöbetler ne şekildedir?

Çok farklı olabilir ve yaşa göre değişkenlik gösterir:

1-Yeni doğanda tek kol-bacak ya da yüz bölümlerini tutan seyirme, kasılma ya da ritmik titreme tarzında nöbetler yanında bisiklet çevirme, kürek çekme ya da solunumun durması ile de ortaya çıkabilir.

2-Süt çocukluğunda peş peşe gelen ani çakı gibi katlanma şekline spazm nöbetleri, şiddetli huzursuzluk ve nörolojik gelişimin bozulması ile birliktedir. Yine bu dönemde ani davranış duraksaması, bakışların donuklaşması şeklinde nöbetler olabilir. Değişik vücut bölümlerini tutan kasılma, gerilme, titreme, baş/gövdede düşme nöbet bulgusu olabilir.

3-Oyun-okul çocuğunda bunlara ek olarak dalma, uykuda yüzde kasılma, duysal hayaller görme, ani konuşma duraksaması, amaçsız hareketlerin tekrarı gibi nöbetler olabilir. 

Tek vücut bölgesini etkileyen nöbetler olabileceği gibi, eş zamanlı olarak her iki kol ve bacağı tutan büyük nöbetler de olabilir. Nöbetlere bilinç kaybı eklenmesi şart değildir.

Her nöbet epilepsi ile ilişkili midir?

Hayır. Özellikle küçük çocukta; katılma (soluk tutma), haz fenomeni (mastürbasyon), kafa vurma, çocuklukta çeşitli uyku bozuklukları (gece terörü, rüya bozukluğu gibi), bayılmalar (kalp hastalıkları ilişkili ya da değil), konversiyon gibi psikolojik kaynaklı yalancı nöbetler epilepsiden ayırt edilmelidir. Bazen yalancı nöbet, aynı kişide gerçek epileptik nöbetle birlikte olabilir.

Ateşli havale nedir? Epilepsi ile ilişkisi nedir?

Vücut ısısındaki ani yükseliş ile ortaya çıkan nöbetlerdir. Özellikle 6 ay-6 yaş arasında çok daha sık olarak her yaşta olabilir. Şekil olarak epileptik nöbetlerden ayırt edilemez. Tek farkı alta nöbeti tetikleyen bir nedenin varlığıdır.

Ateşli havale toplumda %2-5 sıklıkta görülür. Bu tür çocuklarda birinci derecede akrabalarda ateşli havale ya da epilepsi öyküsü sıktır. 

Ateşli havaleler olguların üçte 1’inde tekrarlar. Bunlar çoğunlukla 2-3 nöbete kadar çıkar.  

Ateşli havale ne zaman tekrarlar?

1-İlk nöbetin 1 yaştan önce olması,
2-15 dakikadan uzun sürmesi,
3-tek vücut yarısının kasılması,
4-nöbet sonrası tek taraflı güçsüzlük olması,
5-aynı gün ya da aynı infeksiyon hastalığı döneminde nöbet tekrarı,
6-ailede ateşli ya da ateşsiz nöbet öyküsü tekrar eğilimini artırır.

Ateşli havalenin epilepsi ile ilişkisi nedir?

Epilepsi gelişimi riski, ateşli havale geçiren çocuklarda genel topluma göre 6 kat artar.
1-İlk ateşli havale öncesi nörolojik gelişimin geri olması,
2-nöbetin 15 dakikadan uzun sürmesi,
3-tek vücut yarısının kasılması,
4-nöbet sonrası tek taraflı güçsüzlük olması
5-ailede ateşsiz nöbet epilepsi gelişimi için risk faktörüdür.

Bir risk faktörü taşıyan kişilerin %6-8’inde ateşsiz nöbet olabilirken, 3 risk faktörü olanlarda bu olasılık %50’ye ulaşır.
  
Epilepsi neden oluşur?

Epilepsi oluşumunda çeşitli mekanizmalar rol oynar. Bunların bir kısmi sinir hücre düzeyinde belirlenmiş moleküler düzeydeki ‘iyon kanalları’ denen yapılardaki sorunlarla ilgilidir. Ayrıca gebelik öncesi, doğumda ya da özellikle doğum sonrası ilk yıllardaki hasarlar sinir hücrelerini ve birbiri arasındaki bağlantıları olumsuz etkileyerek kronik nöbet oluşumuna neden olur.

Beyinde süregelen epilepsi aktivitesi sağlam dokuları da etkileyerek uzun vadede bu bölgelerin aktif epilepsi odağı oluşturmasına neden olur. Bunun en belirgin örneği deney hayvanlarında bir beyin küresindeki meziyal temporal bölgenin uzun süreli uyarımı sonrasında karşı beyin bölgesinin de kronik epilepsi odağı oluşturması ile gösterilmiştir.

Epilepside genetik faktörlerin rolü nedir?

En az %50 olguda genetik nedenler etkilidir. Genetik mekanizmalar tek genin sorumlu olması şeklinde basit, ya da birden çok gen ve çevresel faktörlerin etkili olması şeklinde karmaşık kalıtım söz konusudur. Ayrıca 200’den fazla  kromozom bozukluğu (Down sendromu, Angelman sendromu gibi) epilepsi ile birliktedir.

Nöbetlerin tehlikesi var mıdır?

Evet. Yukarıda büyük nöbet olarak tanımladığımız durumlarda hayati tehlike olabilir. Nöbet esnasında ağızdaki besin ya da mide muhtevasının solunum yollarını tıkaması, solunum kaslarının kasılması ya da kalp-solunum işlevlerinin merkezi olarak baskılanması bundan sorumlu olabilir. Ayrıca uzayan büyük nöbetlerde beyin dolaşımımın etkilenmesi sonucu kalıcı hasar gelişebilir.
Ayrıca kasılmalar esnasında kırık, yumuşak doku zedelenmesi, düşme sonucu çeşitli yaralanmalar oluşabilir.

Nöbetlerin gelişen beyin üzerine etkisi var mıdır?

Evet. Epilepside gelişen beyini etkileyen tek faktör nöbetler değildir. Bizzat epilepsiye neden olan beyin anomalisi ya da hasarı, beynin anormal elektrik aktivitesi, tedavi amaçlı kullanılan ilaçlar bundan sorumludur.

Her tür nöbet ya da epilepsi türü beyin gelişimi için olumsuz değildir. Özellikle altta yatan beyin anomalisi ya da hasarı, erken yaşta başlayan ve tedaviye dirençli nöbetler ve birden çok sayıda ilaç kullanımı başlıca risk faktörleridir.

Epilepsi ile başka nörolojik hastalık olur mu?

Evet. 4-15 yaş arası epileptik çocukların %40’ında zeka geriliği, dikkat eksikliği ya da özel öğrenme güçlüğü eşlik eder.  

Epilepsi bazı cilt bulguları ile seyreden hastalıklar (tuberoskleroz, nörofibromatozis gibi), beyin tümörü, kistleri, damarsal anomaliler ve bazı yapısal beyin anomalileri ile beraber olabilir. Ayrıca bazı kromozom bozuklukları dirençli epilepsi nedeni olabilir.

Epilepsi tanısı nasıl konur?

Tanıda en değerli bilgi hasta ve çevresinin gözlemlerine dayanır. Az sayıda olan nöbetlerin hekim tarafından izlenmesi ya da kaydedilmesi çok zordur.

Elektroensefalografi (EEG) tanıda yardımcıdır. Beynin elektrik aktivitesinin kaydedildiği bu yöntem en ideal olarak nöbet esnasında video görüntüleme ile birlikte yapılmalıdır. Nöbet dışındaki dönemde de bilgi vericidir. Uyanıklık ve izleyen uyku esnasında yapılır.

Beyin görüntüleme teknikleri diğer yardımcı tanı yöntemlerdir. Magnetik rezonans görüntüleme (MRG), MR spektroskopi, PET ve SPECT yapısal ya da işlevsel beyin anomalilerini saptayarak tanı ve tedavide yönlendirici rol oynar.

Epilepsi ilaç ile tedavi olur mu?

İlaçların epilepsiye etkisi artmış beyin elektriksel aktivitesini baskı altına alarak nöbet kontrolünü sağlamaktır. Özellikle büyük nöbetler durdurularak yaşamsal tehlike ve olası beyin hasarı gelişimi önlenir.

Genel olarak epilepsi olgularının %70’i ilaca cevap verir. Diğerlerinde ise değişik ilaç kombinasyonları denenir. Ancak ilk ilaca yanıtsız olgularda yeni ilaçlar ile yanıt oranı ortalama %30’u geçmez.

Epilepsi tedavisi ne kadar sürer?

İdiyopatik dediğimiz ve altta yatan beyin anomalisi olmayan, nörolojik gelişimin bozulmadığı olgularda genellikle 2-3 yıl nöbetsizlik sonrası ilaç tedavisi kademeli olarak azaltılarak kesilir. Diğer olgularda ise süre daha uzundur ve olguya özel oluşturulmalıdır.

İlaç tedavisine yanıtsızlık varsa neler yapılır?

Olgular değişik tedavi seçenekleri için değerlendirmeye alınır. İlk aşama video-EEG moniterizasyonu sistemi ile eş zamanlı nöbet gözlemi ve EEG kaydının yapılmasıdır. Bu şekilde nöbetlerin hangi beyin bölgesinden kaynaklandığı saptanır. Bu bulgular beyinde MR ile saptanan yapısal anomali ile aynı yerleşimdeyse ve çıkarılan beyin bölgesi işlev açısından değerli değilse cerrahi ile çıkarılır.

Eğer nöbet aktivitesi konuşma, el hareketi gibi değerli merkezlerden kaynaklanıyorsa bu bölgelerin ayrıntılı haritalaması yapılarak uygunsa sınırlı cerrahi gerçekleştirilir. Haritalama cerrahi öncesi ameliyathanede yapılabildiği gibi doğrudan beyin dokusu üzerine ya da içine yerleştirilen elektrodlarla da yapılabilir. 

Cerrahi yapılamayan olgularda diğer bir seçenek vagus sinir uyarımı yöntemidir.
Bu tedavi yönteminde boyundaki vagus sinirine uzun ömürlü uyarım veren bir pil takınır. Bu şekilde nöbetlerin baskılanması hedeflenir. Aynı zamanda nöbetin başladığını hissedebilen hasta, pil aracılığıyla nöbetini durdurabilir. Ancak bu yöntemin yararlılığı ortalama olarak %50’nin altında kalmaktadır.

Derin beyin yapılarının uyarımı ile nöbetlerin durdurulması çok yeni bir teknik olup henüz yaygın kullanımı başlamamıştır.
  
3-Epilepsili çocuk spor yapabilir mi?

Evet. Çocuğun aşırı yorucu ve tehlikeli olmayan spor faaliyetleri yapması kısıtlanmamalıdır. Aksi takdirde büyüyen ve ergenliğe ulaşan çocukta hastalığın reddi, ilaç kullanılmaması gibi ciddi psikolojik sorunlar çıkabilir.

Dalgıçlık, paraşütçülük, yüksek dağ tırmanışları epilepsisi aktif olan çocuk ve ergenlerde sakınılması gereken sporlardır.

Yüzme gibi hafif deniz sporları gözetim altında ve derin olmayan havuz ve deniz kıyısında yapılabilir.

Bisiklet ve motosiklet sporu, ilaç kullanan ve son 6 aydır nöbeti olmayan hastalarda baş kask ile korunarak yapılabilir.
  
4-Epilepsili çocuk bilgisayar oyunu oynayabilir mi, TV seyredebilir mi?

Epilepsilerin az bir gurubunda kişilerin ışığa duyarlığı vardır. Belli frekansta titreşen ışıklar, yanıp sönen ışıklar, ani ışık kaynağına (güneş gibi) çıkış, TV ışınları nöbet tetikleyebilir.

Böyle hastalarda TV ile en az 3 metre mesafe, kumanda ile uzaktan TV açıp kapamayı öneriyoruz. Eğer güneş ışığına duyarlılık varsa açık havada UV filtreli polaraid gözlükler kullanılır.


Epilepsi çocuğumun geleceğini nasıl etkiler?

Epilepsi tedavisi hekim kontrolünde tamamlanarak ilaç kesilen hastaların büyük çoğunluğunda ileri yaşamlarında nöbet tekrarı olmaz. Bu yüzden meslek seçiminde ve sosyal yaşantıda epilepsisi olmayan kişilere göre hiçbir farkları yoktur.

Ergenlikten sonra nöbetleri devam eden nisbeten küçük bir gurupta yoğun araba kullanımı ya da uykusuzluğa neden olacak vardiyalı meslekler uygun olmayabilir.  

Epilepsi evlilik ya da çocuk sahibi olmaya engel değildir.

 


NÖBETLERİ OLAN HASTALARIN SAKINMASI GEREKEN DURUMLAR:

* Yüksek Ateş
* Uykusuzluk
* Uzun Açlık
* Uzun TV / Atari v.s.


NÖBETLERİ OLAN HASTALARIN KULLANMAMASI GEREKEN İLAÇLAR:
 
* Penisilin G
* Aminoglikozid Antibiyotikler
* Makrolid Grubu Antibiyotikler (Karbamazepin kullanımında)
* Dekonjestanlar
* Antihistaminikler
* Aminofilin
* Merkez Sinir Sistemi Uyarıcıları
* Trisiklik Antidepresanlar


Prof.Dr.Dilşad Türkdoğan ' dan alıntıdır.

18 Aralık 2014 Perşembe

OTİZM VE EKOLALİ

Otizm ve Ekolali

Ekolali, bireyin duyduğu ses yada kelimeleri (papağan gibi) tekrar etmesidir. Otizm, tourette sendromu, yaygın gelişimsel bozukluk vb. tanı gruplarında ekolali çok gözlenir.

Birey duyduğu ses, kelime yada cümleyi duyduğu andan itibaren tekrar eder. Bazen de gecikmeli ekolali de görülebilir. Daha önceden duyduğu ses, kelime ve cümleyi söyler. Örneğin:

“ Senin adın ne?” sorusuna “Senin adın ne?” diye karşılık verir.

Veya daha önceden duyduğu bir cümleyi tekrar eder. “Yapma düşersin, gel buraya…” gibi.

Bu durum konuşmanın gelişimine göre farklılık gösterebilmektedir. Bazı çocuk tek bir kelime bile söylemezken şarkı yada bir çizgi kahramanın repliğini tekrar edebilir. Bazısı konuşmayı bildiği halde konuşmaz, isteklerini söylemek için iletişime geçmez. Anlamsız bir sürü ses ve hece söyler.

Ekolali uzun süre devam ederse sözel iletişim becerileri gerilemeye başlar. Bunun için ekolali’nin mümkün olduğu kadar azaltılması, ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Böyle bir durumda neler yapabilirsiniz?

-    Öncelikli olarak çocuğa düzgün kelime ve fiil eklerini kullanması öğretilip, bunları kısa cümlelere dönüştürmesi sağlanmalıdır.
-         Çocuğun uygun olmayan davranış şekilleri ve ifadeleri görmezden gelinmelidir.
-         Doğru konuşma şekilleri ödüllendirilmelidir.
-         Ekolalinin altında yatan sebepler araştırılmalıdır.
·        Çocuk ekolali’yi dikkat çekmek için mi yapıyor?
·        Rahatlama için mi?
·        İletişim başlatmak için mi?
·        Yoksa takıntı mı?  vb. noktalar incelenmelidir.  

Gerekiyorsa uzman desteği alınmalıdır.

Sorularınız için farkligelisencocuklar@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.
H.BİRCAN TAVAS
ÖZEL EĞİTİM UZMANI
İletişim:0553 149 02 74
www.farkligelisencocuklar.blogspot.com
facebook/farklıgelişençocuklar
email:farkligelisencocuklar@gmail.com



4 Aralık 2014 Perşembe

ÖZEL EĞİTİMDE ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİ YOĞUN EĞİTİM PROGRAMLARI




Otizm Spektrum Bozukluğu’ nda erken dönemde sağlıklı tanılama olması için klinik gözlemi, aileden alınacak bilgiler ve farklı türde tanılama araçlarının kullanılması gerekmektedir.

Amerikan Psikiyatri Birliği’ nin erken çocukluk döneminde;

  •  Sosyal uyaranlara uyum göstermede zorluklar
  •  Yetersiz sosyal beceriler
  •  Ortak dikkat
  •  Motor taklit yetersizlikler gibi becerilerin yaşamın ilk yıllarındaki gelişimle ilişkili olduğunu belirtmiştir.

Bu nedenle Otizm Spektrum Bozukluğu’nun erken tanılanması ve bu yetersizliğe sahip olan bireylerin erken eğitim programlarına dahil edilmesi son derece önemlidir. Yapılan çalışmalarda erken özel eğitim uygulamalarının Otizm Spektrum Bozukluğu’nun olumsuz etkilerini azalttığını göstermiştir. ( Rogers 1996)

Beş yaşından önce eğitime başlayan otizm’li çocukların, eğitime daha geç başlayan çocuklara göre daha anlamlı eğitim çıktılarına sahip olduğunu göstermektedir. (Akt. Hume, Bellini ve Pratt 2005)

ABD otizmli çocukların diğer bozukluğu olan çocuklara göre daha fazla sağlık ve eğitim hizmetleri aldıkları fakat ailelerin bu eğitim ve sağlık hizmetlerinden memnun olmadıkları tespit edilmiştir.  (Bitterman, Daley, Misra, Carlson, Markowitz 2008)

Ailelerin bu memnuniyetsizlikleri eğitim giderlerinin artmasına neden olabildiği gibi ailenin stres ve depresyon gibi psikolojik değişkenlere daha fazla maruz kalmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde gerçekleştirilen uygulamaların eğitim giderleri, ebeveynlerin psikolojik sağlıkları, çocuğun sahip olduğu gelişimsel geriliğin düzeyinde meydana gelen olumlu yada olumsuz değişimler gibi birçok farklı alanı etkilemektedir.

İlk olarak, erken çocuklukta uygulanacak uygun eğitim yöntemleri daha sonra yapılması gereken uygulamaların maliyetlerini düşürebilmektedir.
İkinci olarak, ailelerin bu uygulamalardan memnun olmaları çeşitli tedaviler ve uygulamalar içerisinde olmalarını engellemektedir. Ailelerin stres, kaygı ve depresyon gibi psikolojik değişkenlere maruz kalmasını azaltabilmektedir.

Erken çocuklukta gerçekleştirilecek özel eğitim uygulamaları yetersizliği olan çocuklar ile akranları arasındaki gelişimsel farkın artmasına izin vermemektedir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde özel eğitim önemli bir olgu olarak ortaya çıkmıştır.

Kaynak: İnternational Journal of Early Childhood Special Education

               Yrd. Doç.Dr. Avşar Ardıç

1 Aralık 2014 Pazartesi

İNCE MOTOR KAS GELİŞİMİ NEDİR?

Sizde “ Çocuğunuzun ince motor kas gelişimi geride yada ince motor becerileri zayıf…” cümlesini çok duymuş olabilirsiniz. Peki  “Bu ince motor kas gelişimi, ince motor beceri” dedikleri şey nedir?

Kısaca İnce motor beceri; elimizde ve parmaklarımızda bulunan küçük kasların hareket etme becerisidir. Beynimizle,  ellerimiz ve parmaklarımız arasında hızlı, koordineli ve doğru bir bağlantı varsa ince motor gelişimindeki kaslar gelişir. Böylece bireyin hareket etme kabiliyeti artar. El göz koordinasyonu gelişir.

İnce motor becerisi gelişen çocuğun yazı yazması, giyinmesi, beslenmesi, resim yapması gibi alanlardaki başarının da artması doğru orantılıdır. Farklı gelişim gösteren çocuklarda ince motor becerinin gelişmesi çoğunlukla zayıftır.  Çocuk için yapılan planlama, aşamalı olarak hazırlanmalıdır.  

Çocuğunuzun ince motor becerisini desteklemek için neler yapabilirsiniz?

*  Boyama
*  Hamurla oynama
*  Mandal açma-kapama
*  İpe boncuk geçirme
*  Çivi takma – çıkarma
*  Makas kullanma
*  Şişeye nohut atma
*  Şeker ambalajı açma
*  Kalem açma
*  Lego ve küplerle oynama vb.

Bu çalışmaları yaparken çocuğun gelişim seviyesini çok önemlidir. Seçilen çalışmanın çocuğun gelişim düzeyine uygun olduğundan emin olun. Eğer bu düzeyi belirlemekte zorlanıyorsanız bir uzman desteği alınız.

Sorularınız için farkligelisencocuklar@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.

Unutmayın Her Çocuk Farklı Gelişir!

H.Bircan TAVAS  (Bireysel Eğitim Uzmanı-Özel Eğitim)